
Ne zaman sen gelsen, büyük kent öyküleri geliyor aklıma…
Bembeyaz gülüşün, ellerinde can bulma tutkusu,
belki de yalnızlığımı kadınlığında sonlandırma arzusu…
Sorgula beni, ve hayallerimin denizinde götür çocukluğuna…
Koynumda kıvrılmışken bedenin, sıcaklığını yaşamalıyım her öğün…
Kalabalık caddelerde yüzüm görünmez benim…Yüzüm, gözüm, aklım,
fikrim sen kesilir soğuk kış gecelerinde, ellerim ceplerimde…
Puslu sokak lambaları
sayesinde görebiliyorum gölgemi…Sokak müzisyenleri kadar umarsızım bir
başıma…Cadde uzun, sokak ıssız, bir tek hayalin ısıtabiliyor düşüncemi…Ben,
seni düşünüyorum, aynı zamanda yokluğuna yürüyorum sensizliğin bilinmeyen
dikenli tellerinde…
Aniden gelip, aniden gidiveren yaz yağmurları gibi sesin…Islatıyorsun aşkın
ile yanan hücrelerimi, tadın damağımda kalıyor…Özlüyorum seni, buram buram
tek başınalık kokan sensizlik cinnetlerinde…Yalnızsın biliyorum en az
yaşadığım sensizlik kadar…Narin ve kırılgan yüreğin istiyor sıcaklığımı
belki de, yola çıkmak cesaret ister büyük kent öykülerinde…O güzel gülüşün
daha fazla büyüyor içimde git gide…Durduramıyorum içimde büyüyen seni hiç
bir biçimde…Sessiz ve sakin ıslıklarımı dinliyor tüm şehir yokluğunun
çıldırtan saatlerinde…Geceleri daha da bir aydınlanıyor hayalin can
perdemde….
Araç lambaları yokluğunu resmediyor soğuk kaldırım taşına…
” Yokum ben ” demek istercesine…
Sen ne kadar yoksan, ben o kadar var oluyorum sensizliğin sessizliğinde…
Haykırmak istiyorum seni sevdiğimi büyük kent öykülerinde…
Ara sokaklarda yalnızlık tarafından kovalanan yasadışı bir aşk belki de…
Seviyorum seni işte, öylesine değil ölesiye…
Üşüyor kelimelerim; en az beyaz ellerin kadar.
Sensizliğimi resmettiğim büyük kent öykülerimde.